Hakkımda 0

Nemesis’in Düş’ü

Annemin “kar” arzusu ile varlığımın şart koşulduğu ve ana rahminde can buluşlarım ile kök saldım hayata…Ekim’in 29’u idi gündüzün geceye gebe kaldığı bir Cuma akşamı katılmıştım yaşam kavgasına…

Artık görme, hissetme, ağlama, düşünme, kendimi, benliğimi, ruhumu tanıma, kendime anlatabilme olgusunu keşfetme sırası bendeydi…Bir gelişim süreciydi kuşkusuz. Bende zamanla değişip, dönüşmeye başladım… Değişmeyen tek şeyin değişim olduğunu bile bile…

Sonra ellerimi farkettim… Tutunabileceğimi ve tutunacak ellerin olduğunu… Doğduğum o evde sevgi ile yaşadığım/sevgi ile yaşatılan bir çocukluğum vardı…Babamın evin bir odasına kurduğu salıncakta saklanmanın tadını başka bir yerde bulamayacaktım kim bilir… Birde evin aşağısındaki ovada ki gelincik tarlası… Nasıl da yer edinmiş o kızıllık çocukluğuma… Ne güzeldi, alabildiğince koşarak kahkahalara boğulurduk çoğu kez…Gülmenin güzel bir duygu olduğunu iyi öğrendiğim zamanlardı…

Güzel zamanların eşiğinde 13 yıl geçirdim…Artık yaşamın zorlukları ile yüzleşme sırası gelmişti… Kendi ayaklarım üstünde durmak adına sayısız işte çalıştım… Pazarlamadan mevsimlik işçiliğe, simitçilik den tuhafiyeciliğe, zeytinyağı fabrikasından sahafçılığa, temizlikten el tasarımı işçiliğine değin her türlüsüne el ettim…Böylesi pratikte gerçekliği tadıyor ve olgunlaşıyordum…

Ve böylesine 4 yıl geçirerek 17 yaşıma yüz sürmüştüm ve iç sesim “gitsek mi artık buralardan?” diyerek usulca gerçeğin akterine dokunmuştu…. Üniversite hayatı adına “yol” a değme heyecanı ile serüvenime başlamıştım…Çıkılan bu yolda kah düşecek, kah acılar içinde sancı ile yoğurulacaktım ama ayağa kalkmasını öğrenecektim ‘bir başıma’…

Kendime yolculuğum ilk kez 2008’de başlamıştı… Hayatımın en değerli zamanlarının resmedilişini izliyordum…Yaşama dair her duygunun ‘en saf hali’ni tatmanın hazzı, tarifi imkansızdı..Hangi kelimeyi sunsam eksik kalıyordu…

Zaman hızla akıyordu ve yaşanılacak tek bir an’ın “şuan” olduğu düşüyle ertelememeliydik hayallerimizi…Yeni yerler keşfetmek, doğayı kucaklamak, ağaca, toprağa, evrene sarılmak adına her nefes aralığında bir yerde açıyordum gözlerimi…Aldığım solukta, dokunduğum kadrajdaki hikayede yeniden doğumumu gerçekleştiriyordum sanki…Bundandı, bir yere ait olmak istemeyişlerim…

Alabildiğince yol yapmak ve heybeme anıları, masalları, tarihin tozlu sayfalarına kaldırılmış ,belki de hiç gün yüzü görmemiş olanlara dil olmak istiyordum…Öyle de oluyordu bir yere varma derdim hiç olmadı, çantamı alıp düşüyordum yola… Ülkenin hemen hemen tüm şehirlerini dolaştım…Farklı kültürler, farklı yüzlere tanıklık ettim, meyman oldum yol’u güzel kılan insanlara…

Yol’un kendisi bir ‘hikaye’dir… Hiç usanmadan hikayeleri yol arkadaşı ettim kendime…Etmeye de devam edeceğim belli ki…İçimde bir ben var, benden öte…

Görünenle görülmeyenin giz’inde…

Yorum Yok

Cevap Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.